<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Yaşasın Edebiyatımız! yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.aralikedebiyat.com/ya%ef%bf%bdasin-edeb%ef%bf%bdyatimiz.html/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aralikedebiyat.com/ya%ef%bf%bdasin-edeb%ef%bf%bdyatimiz.html</link>
	<description>Bugüne özel %30 indirim. Tüm kredi kartlarına peşin fiyatına 6 taksit! Kaçırmayın!</description>
	<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 13:04:02 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
		<item>
		<title>Saliha Çeliktepe tarafından</title>
		<link>http://www.aralikedebiyat.com/ya%ef%bf%bdasin-edeb%ef%bf%bdyatimiz.html#comment-3357</link>
		<dc:creator>Saliha Çeliktepe</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2008 10:33:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aralikedebiyat.com/?p=95#comment-3357</guid>
		<description>Allah kimseyi yalnız bırakmasın. Yalnız ölüme göndermesin. Son zamanlarda bu tarz haberler sıkça duyulur oldu. Vefasızlık ve saygısızlık diz boyu.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Allah kimseyi yalnız bırakmasın. Yalnız ölüme göndermesin. Son zamanlarda bu tarz haberler sıkça duyulur oldu. Vefasızlık ve saygısızlık diz boyu.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>uylak tarafından</title>
		<link>http://www.aralikedebiyat.com/ya%ef%bf%bdasin-edeb%ef%bf%bdyatimiz.html#comment-93</link>
		<dc:creator>uylak</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2007 09:18:15 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aralikedebiyat.com/?p=95#comment-93</guid>
		<description>Bu milletin yazarlardan, yazarların da bu milletten çektiğini Allah bilir. Bolücülere yakın biri olsaydı nobele aday gösterilirdi Muzaffer Buyrukçu, değerlerine, kültürüne küfreden bir adam olsaydı , nobele ödülünü alırdı. Bu millet için bir ömrü ortaya koymanın en bilindik sonucudur bu durum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu milletin yazarlardan, yazarların da bu milletten çektiğini Allah bilir. Bolücülere yakın biri olsaydı nobele aday gösterilirdi Muzaffer Buyrukçu, değerlerine, kültürüne küfreden bir adam olsaydı , nobele ödülünü alırdı. Bu millet için bir ömrü ortaya koymanın en bilindik sonucudur bu durum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>fuat çiftçi tarafından</title>
		<link>http://www.aralikedebiyat.com/ya%ef%bf%bdasin-edeb%ef%bf%bdyatimiz.html#comment-44</link>
		<dc:creator>fuat çiftçi</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2006 12:11:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aralikedebiyat.com/?p=95#comment-44</guid>
		<description>G&#252;nay G&#252;ner'in şiiri &#246;zl&#252;yorum dergisindeki yazısını iletiyorum.biliyor muydunuz BUYRUK&#199;U a&#231;lıktan &#246;ld&#252;. yetişemedik...  TUTKULARIN, BİLİN&#199;ALTININ USTA YAZARI MUZAFFER BUYRUK&#199;U VE EDEBİYAT&#199;ILARIMIZ  Muzaffer Buyruk&#231;u'nun Yazarlığı &#252;zerine Kısa Değini        G&#252;n&#252;m&#252;z&#252;n &#246;nemli yazarlarından olan Muzaffer Buyruk&#231;u 1 Şubat 1930'da, Niğde'nin Fertek K&#246;y&#252;'nde doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'ndeki &#246;ğrenimini yarıda bırakıp hayata atıldı. Uzun bir s&#252;re İstanbul'da Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk etti (1951-1970). Konularını İstanbul'un kenar mahallelerinde yaşayan dar gelirli ailelerin dertli, &#231;ekişmeli hayatlarından alan Buyruk&#231;u bug&#252;ne kadar bir&#231;ok hikaye, roman, anı ve g&#252;nl&#252;k t&#252;r&#252;nde yapıt yayımladı. Bu kitaplardan Bulanık Resimleri'yle T&#252;rk Dil Kurumu Hikaye &#246;d&#252;l&#252;'n&#252; (1962), Kavga ile de Saih Faik Hikaye Armağanı'nı kazanmıştır (1968)         Memuriyetin izlerini  Buyruk&#231;u'nun yapıtlarında yoğun olarak bulabiliyoruz. &#246;rneğin, Bulanık Resimler adlı &#246;yk&#252; kitabında t&#252;m olaylar memuriyet ortamında ge&#231;er. Bu koşullardaki insanların bir t&#252;rl&#252; ulaşamadıkları d&#252;şleri, acıları, korkuları, tutkuları, alışkanlıkları, &#246;fkeleri, sevgileri, cinsellikleri, bili&#231;altlarında yaşadıkları &#231;ok i&#231;ten, yalın ve etkili bir dille anlatılmıştır. &#246;yk&#252;lerin Dopdolu Sevin&#231;lerle b&#246;l&#252;m&#252;nde T&#252;rkan ş&#246;yle d&#252;ş&#252;n&#252;r: �??...Dişlilerin arasında ezildikleri makine gene aynı hızla d&#246;necekti. Yığınla iş, yığınla &#246;fke, yığınla kırgınlık. Saat tam dokuzda &#231;alan ziller koridorlarda yankılanırken burda bulunmak zorundaydılar, geldiklerini g&#246;reve başladıklarını bildiren �??defter�??i imzalamak zorundaydılar, ge&#231; kaldıklarında cezacı m&#252;fettişlere bağışlamaları i&#231;in yakarmak, �??bir daha ge&#231; kalmayacakları�?? g&#252;vencesini vermek zorundaydılar... Koltuklara, masalara, dolaplara, dosyalara, evraklara, telefonlara, buyruklara tutsaktılar... yasaklara uymak, korkuların iğneli fı&#231;ılarında erimek zorundaydılar. Hele �??para�??yla ilgili konuşmalar, hareketler, �??para�??nın beyinlerinde a&#231;tığı dolmak bilmeyen u&#231;urumlar ilgin&#231;ti. Aybaşlarında veznelerin &#246;n&#252;nde diziliyorlardı gereksinimlerinin yarısını bile karşılamayan maaşlarını, biraz rahatlatan ikramiyelerini  almak i&#231;in... alırken de giyim kuşam eksikliğinden, kira dertlerinden, yiyecek i&#231;ecek sıkıntılarından, kurbandan kurbana et y&#252;z&#252; g&#246;ren midelerinden, &#231;oluk &#231;ocuklarının okul masraflarından, hastalıklarından s&#246;z ediyorlardı ve kimse sevinemiyordu, kimse memnun değildi ve hemen kapıda, mahallede bekleyen alacaklılara &#246;deyecekleri bedeli yazıp &#231;izmeye, hesaplamaya koyuluyorlardı... Ama bu işyerinden de ayrılamıyorlardı dışarıda daha elverişli işleri bulamadıklarından. Tiksiniyordu bu koşullardan, bu ortamdan, bu �??t&#252;keten, yozlaştıran, silikleştiren�?? bu oluşumdan.�?�         Bu yaşamın insan duyarlığına ne kadar uzak olduğu Buyruk&#231;u'nun kaleminde, az rastlanır g&#252;zellikte işlenir.   Yazarın &#246;l&#252;m&#252;: Turnusol Kağıdı 	İş?te bu usta yazarımızı da, hi&#231; beklenmedik bir bi&#231;imde yitirdik. O kadar yalnız bırakılmıştı ki, &#246;ld&#252;kten sonra bile g&#252;nlerce evinde kaldı. İnsan d&#252;ş&#252;nd&#252;k&#231;e kahroluyor, kendinden utanıyor... S&#246;ze gelince de, her yer edebiyat&#231;ı, gelişmiş insan, aydın kaynıyor.  	Muzaffer Buyruk&#231;u'ya olan b&#252;y&#252;k yakınlığım ilkin o benzersiz yapıtlarıyla başladı. Zaten b&#252;y&#252;k yazarları sevmek bu yolla olur. Reklam panolarıyla olmaz. O kadar verimli bir yazardı ki, bir romanını okumamla, bir &#246;yk&#252;s&#252;ne başlıyordum. Bu kadar akıcı, yalın, i&#231;ten, inandırıcı bir dille &#231;ok az yazarda karşılaştım.  	Buyruk&#231;u'nun son yılları &#231;ok &#231;ileli ge&#231;ti. Bu ger&#231;eği yazarken i&#231;im daralıyor. Bunalıyorum. Son  zamanlarına, deyim yerindeyse, biraz da rastlantıyla girdim. Muzaffer Bey'in yaklaşık bir yıl &#246;nce &#231;ok ağır bir solunum yetmezliği sorunu baş g&#246;stermiş ve acil olarak, binbir g&#252;&#231;l&#252;kle, kapı kapı dolaştırıldıktan sonra yatırıldığı hastanede komaya girmiş, birka&#231; g&#252;n&#252;n ardından g&#246;rece iyileşme sağlanmış, yaşam destek sistemine bağlı olarak yaşamı s&#252;rd&#252;r&#252;lm&#252;şt&#252;. &#246;yle anlaşılıyor ki, o riskli g&#252;nlerde ilgi g&#246;sterme l&#252;tfunda bulunmuş dernekler, k&#246;şe yazarları, kısa s&#252;re sonra arayıp sormaya gerek duymamışlardı.  	Birka&#231; ay &#246;nceydi, aklıma d&#252;şt&#252;, Muzaffer Buyruk&#231;u'nun durumu nasıl�?� diye. Yaşamakta olduğum Ankara'dan evini aradım. Muzaffer Bey, yatalaklığının yaşamını g&#252;&#231;leştirdiğini, parasal olarak da, sağlık olarak da durumunun &#231;ok k&#246;t&#252; olduğunu, en kısa s&#252;rede bir şeyler yapılmasını istedi. S&#246;zleri bug&#252;n gibi aklımda: Beni yurtdışına mı yollayacaklar, Dar&#252;laceze'ye mi yatıracaklar, hemen yapsınlar.&#34; dedi. (Oktay Akbal'a da aynı isteğini ilettiği anlaşılıyor.) Durumu Buyruk&#231;u'nun s&#246;zlerini de yineleyerek Edebiyat&#231;ılar Derneği Başkanı G&#246;khan Cengizhan'aa, yakını olduğunu bildiğim &#246;yk&#252;c&#252; Ahmey Yıldız'a, k&#246;şesinde sıklıkls yer veren Cumhuriyet gazetesinden Hikmet &#199;etinkaya'ya; ulaşabildiğim yazın insanlarına bildirdim. G&#246;khan Cengizhan ve Ahmet Yıldız, ayrı ayrı, T&#252;rkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Başkanı Enver Ercan'a ulaşmalarına karşın, sonu&#231; alamadılar. Ercan, Sebdika olarak, Buyruk&#231;u'nun hastalığının ilk d&#246;nemlerinde, hastane g&#252;nlerinde gereken yardımı yaptıklarını, (burada, her destek parasal olmak zorundaymış gibi, tutarını anımsayamadığım bir para &#246;dendiğinden s&#246;z etmiş), artık olanakları olmadığını s&#246;ylemiş. Hikmet &#199;etinkaya ise hi&#231; yanıt vermedi.  	Bu arada Muzaffer Bey'le telefon g&#246;r&#252;şmelerim s&#252;rd&#252;. Her defasında benden bir haber beklediğini s&#246;yl&#252;yordu, bunu anımsamak beni kedere boğuyor. Bir defasında, İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek'in ilgilenerek, kendisinden, K&#252;lt&#252;r Bakanlığı'na tekerlekli sandalye isteğini de i&#231;eren bir dilek&#231;e vermesini istediğini iletti. Bu s&#252;re&#231;te &#246;yk&#252;c&#252; Erdal Atıcı'nın, Berhan Şimşek'in ve yardımcısı Mustafa B&#252;y&#252;k'&#252;n &#246;nemli &#231;abaları oldu. Bu gayret sırasında,  s&#246;z konusu dik&#231;eye K&#252;lt&#252;r Bakanlığı'nın ret yanıtı verdiğini Muzaffer Bey'den &#246;ğrendim. Bakanlığın kaynakları turizm adı altında t&#252;m rantiyelere peşkeş &#231;ekilirken, &#246;mr&#252;n&#252; T&#252;rk k&#252;lt&#252;r&#252;ne vermiş bir yazardan tekerlekli sandalye bile esirgeniyordu. İzleyen g&#252;nlerde Avanos'ta konuğu olduğum şair Fuat &#199;ift&#231;i'yle sabaha kadar, sorunu nasıl &#231;&#246;zebileceğimizi konuştuk. Meğer aynı g&#252;nlerde de olan olmuş, Buyruk&#231;u'yu yitirmişiz.  	Bunları neden anlattığım bellidir. Destek olmanın para dışında da yolları olduğunu bilmeyenler, b&#252;y&#252;k yazarlık peşinde gezenler g&#252;n&#252;m&#252;zde T&#252;rk yazınını da temsil ediyorlar. Ancak yazarlarımızın &#246;l&#252;mleriyle ilgili yaşanan ger&#231;ekler, s&#246;z konusu kesimin niteliğinin T&#252;rk yazınını temsile yetmeyeceğini de turnusol kağıdı &#246;rneği, a&#231;ık&#231;a ortaya koymuştur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>G&uuml;nay G&uuml;ner&#8217;in şiiri &ouml;zl&uuml;yorum dergisindeki yazısını iletiyorum.biliyor muydunuz BUYRUK&Ccedil;U a&ccedil;lıktan &ouml;ld&uuml;. yetişemedik&#8230;  TUTKULARIN, BİLİN&Ccedil;ALTININ USTA YAZARI MUZAFFER BUYRUK&Ccedil;U VE EDEBİYAT&Ccedil;ILARIMIZ  Muzaffer Buyruk&ccedil;u&#8217;nun Yazarlığı &uuml;zerine Kısa Değini        G&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n &ouml;nemli yazarlarından olan Muzaffer Buyruk&ccedil;u 1 Şubat 1930&#8242;da, Niğde&#8217;nin Fertek K&ouml;y&uuml;&#8217;nde doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi&#8217;ndeki &ouml;ğrenimini yarıda bırakıp hayata atıldı. Uzun bir s&uuml;re İstanbul&#8217;da Toprak Mahsulleri Ofisi&#8217;nde memurluk etti (1951-1970). Konularını İstanbul&#8217;un kenar mahallelerinde yaşayan dar gelirli ailelerin dertli, &ccedil;ekişmeli hayatlarından alan Buyruk&ccedil;u bug&uuml;ne kadar bir&ccedil;ok hikaye, roman, anı ve g&uuml;nl&uuml;k t&uuml;r&uuml;nde yapıt yayımladı. Bu kitaplardan Bulanık Resimleri&#8217;yle T&uuml;rk Dil Kurumu Hikaye &ouml;d&uuml;l&uuml;&#8217;n&uuml; (1962), Kavga ile de Saih Faik Hikaye Armağanı&#8217;nı kazanmıştır (1968)         Memuriyetin izlerini  Buyruk&ccedil;u&#8217;nun yapıtlarında yoğun olarak bulabiliyoruz. &ouml;rneğin, Bulanık Resimler adlı &ouml;yk&uuml; kitabında t&uuml;m olaylar memuriyet ortamında ge&ccedil;er. Bu koşullardaki insanların bir t&uuml;rl&uuml; ulaşamadıkları d&uuml;şleri, acıları, korkuları, tutkuları, alışkanlıkları, &ouml;fkeleri, sevgileri, cinsellikleri, bili&ccedil;altlarında yaşadıkları &ccedil;ok i&ccedil;ten, yalın ve etkili bir dille anlatılmıştır. &ouml;yk&uuml;lerin Dopdolu Sevin&ccedil;lerle b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde T&uuml;rkan ş&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r: �??&#8230;Dişlilerin arasında ezildikleri makine gene aynı hızla d&ouml;necekti. Yığınla iş, yığınla &ouml;fke, yığınla kırgınlık. Saat tam dokuzda &ccedil;alan ziller koridorlarda yankılanırken burda bulunmak zorundaydılar, geldiklerini g&ouml;reve başladıklarını bildiren �??defter�??i imzalamak zorundaydılar, ge&ccedil; kaldıklarında cezacı m&uuml;fettişlere bağışlamaları i&ccedil;in yakarmak, �??bir daha ge&ccedil; kalmayacakları�?? g&uuml;vencesini vermek zorundaydılar&#8230; Koltuklara, masalara, dolaplara, dosyalara, evraklara, telefonlara, buyruklara tutsaktılar&#8230; yasaklara uymak, korkuların iğneli fı&ccedil;ılarında erimek zorundaydılar. Hele �??para�??yla ilgili konuşmalar, hareketler, �??para�??nın beyinlerinde a&ccedil;tığı dolmak bilmeyen u&ccedil;urumlar ilgin&ccedil;ti. Aybaşlarında veznelerin &ouml;n&uuml;nde diziliyorlardı gereksinimlerinin yarısını bile karşılamayan maaşlarını, biraz rahatlatan ikramiyelerini  almak i&ccedil;in&#8230; alırken de giyim kuşam eksikliğinden, kira dertlerinden, yiyecek i&ccedil;ecek sıkıntılarından, kurbandan kurbana et y&uuml;z&uuml; g&ouml;ren midelerinden, &ccedil;oluk &ccedil;ocuklarının okul masraflarından, hastalıklarından s&ouml;z ediyorlardı ve kimse sevinemiyordu, kimse memnun değildi ve hemen kapıda, mahallede bekleyen alacaklılara &ouml;deyecekleri bedeli yazıp &ccedil;izmeye, hesaplamaya koyuluyorlardı&#8230; Ama bu işyerinden de ayrılamıyorlardı dışarıda daha elverişli işleri bulamadıklarından. Tiksiniyordu bu koşullardan, bu ortamdan, bu �??t&uuml;keten, yozlaştıran, silikleştiren�?? bu oluşumdan.�?�         Bu yaşamın insan duyarlığına ne kadar uzak olduğu Buyruk&ccedil;u&#8217;nun kaleminde, az rastlanır g&uuml;zellikte işlenir.   Yazarın &ouml;l&uuml;m&uuml;: Turnusol Kağıdı 	İş?te bu usta yazarımızı da, hi&ccedil; beklenmedik bir bi&ccedil;imde yitirdik. O kadar yalnız bırakılmıştı ki, &ouml;ld&uuml;kten sonra bile g&uuml;nlerce evinde kaldı. İnsan d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e kahroluyor, kendinden utanıyor&#8230; S&ouml;ze gelince de, her yer edebiyat&ccedil;ı, gelişmiş insan, aydın kaynıyor.  	Muzaffer Buyruk&ccedil;u&#8217;ya olan b&uuml;y&uuml;k yakınlığım ilkin o benzersiz yapıtlarıyla başladı. Zaten b&uuml;y&uuml;k yazarları sevmek bu yolla olur. Reklam panolarıyla olmaz. O kadar verimli bir yazardı ki, bir romanını okumamla, bir &ouml;yk&uuml;s&uuml;ne başlıyordum. Bu kadar akıcı, yalın, i&ccedil;ten, inandırıcı bir dille &ccedil;ok az yazarda karşılaştım.  	Buyruk&ccedil;u&#8217;nun son yılları &ccedil;ok &ccedil;ileli ge&ccedil;ti. Bu ger&ccedil;eği yazarken i&ccedil;im daralıyor. Bunalıyorum. Son  zamanlarına, deyim yerindeyse, biraz da rastlantıyla girdim. Muzaffer Bey&#8217;in yaklaşık bir yıl &ouml;nce &ccedil;ok ağır bir solunum yetmezliği sorunu baş g&ouml;stermiş ve acil olarak, binbir g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle, kapı kapı dolaştırıldıktan sonra yatırıldığı hastanede komaya girmiş, birka&ccedil; g&uuml;n&uuml;n ardından g&ouml;rece iyileşme sağlanmış, yaşam destek sistemine bağlı olarak yaşamı s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. &ouml;yle anlaşılıyor ki, o riskli g&uuml;nlerde ilgi g&ouml;sterme l&uuml;tfunda bulunmuş dernekler, k&ouml;şe yazarları, kısa s&uuml;re sonra arayıp sormaya gerek duymamışlardı.  	Birka&ccedil; ay &ouml;nceydi, aklıma d&uuml;şt&uuml;, Muzaffer Buyruk&ccedil;u&#8217;nun durumu nasıl�?� diye. Yaşamakta olduğum Ankara&#8217;dan evini aradım. Muzaffer Bey, yatalaklığının yaşamını g&uuml;&ccedil;leştirdiğini, parasal olarak da, sağlık olarak da durumunun &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; olduğunu, en kısa s&uuml;rede bir şeyler yapılmasını istedi. S&ouml;zleri bug&uuml;n gibi aklımda: Beni yurtdışına mı yollayacaklar, Dar&uuml;laceze&#8217;ye mi yatıracaklar, hemen yapsınlar.&quot; dedi. (Oktay Akbal&#8217;a da aynı isteğini ilettiği anlaşılıyor.) Durumu Buyruk&ccedil;u&#8217;nun s&ouml;zlerini de yineleyerek Edebiyat&ccedil;ılar Derneği Başkanı G&ouml;khan Cengizhan&#8217;aa, yakını olduğunu bildiğim &ouml;yk&uuml;c&uuml; Ahmey Yıldız&#8217;a, k&ouml;şesinde sıklıkls yer veren Cumhuriyet gazetesinden Hikmet &Ccedil;etinkaya&#8217;ya; ulaşabildiğim yazın insanlarına bildirdim. G&ouml;khan Cengizhan ve Ahmet Yıldız, ayrı ayrı, T&uuml;rkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Başkanı Enver Ercan&#8217;a ulaşmalarına karşın, sonu&ccedil; alamadılar. Ercan, Sebdika olarak, Buyruk&ccedil;u&#8217;nun hastalığının ilk d&ouml;nemlerinde, hastane g&uuml;nlerinde gereken yardımı yaptıklarını, (burada, her destek parasal olmak zorundaymış gibi, tutarını anımsayamadığım bir para &ouml;dendiğinden s&ouml;z etmiş), artık olanakları olmadığını s&ouml;ylemiş. Hikmet &Ccedil;etinkaya ise hi&ccedil; yanıt vermedi.  	Bu arada Muzaffer Bey&#8217;le telefon g&ouml;r&uuml;şmelerim s&uuml;rd&uuml;. Her defasında benden bir haber beklediğini s&ouml;yl&uuml;yordu, bunu anımsamak beni kedere boğuyor. Bir defasında, İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek&#8217;in ilgilenerek, kendisinden, K&uuml;lt&uuml;r Bakanlığı&#8217;na tekerlekli sandalye isteğini de i&ccedil;eren bir dilek&ccedil;e vermesini istediğini iletti. Bu s&uuml;re&ccedil;te &ouml;yk&uuml;c&uuml; Erdal Atıcı&#8217;nın, Berhan Şimşek&#8217;in ve yardımcısı Mustafa B&uuml;y&uuml;k&#8217;&uuml;n &ouml;nemli &ccedil;abaları oldu. Bu gayret sırasında,  s&ouml;z konusu dik&ccedil;eye K&uuml;lt&uuml;r Bakanlığı&#8217;nın ret yanıtı verdiğini Muzaffer Bey&#8217;den &ouml;ğrendim. Bakanlığın kaynakları turizm adı altında t&uuml;m rantiyelere peşkeş &ccedil;ekilirken, &ouml;mr&uuml;n&uuml; T&uuml;rk k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne vermiş bir yazardan tekerlekli sandalye bile esirgeniyordu. İzleyen g&uuml;nlerde Avanos&#8217;ta konuğu olduğum şair Fuat &Ccedil;ift&ccedil;i&#8217;yle sabaha kadar, sorunu nasıl &ccedil;&ouml;zebileceğimizi konuştuk. Meğer aynı g&uuml;nlerde de olan olmuş, Buyruk&ccedil;u&#8217;yu yitirmişiz.  	Bunları neden anlattığım bellidir. Destek olmanın para dışında da yolları olduğunu bilmeyenler, b&uuml;y&uuml;k yazarlık peşinde gezenler g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde T&uuml;rk yazınını da temsil ediyorlar. Ancak yazarlarımızın &ouml;l&uuml;mleriyle ilgili yaşanan ger&ccedil;ekler, s&ouml;z konusu kesimin niteliğinin T&uuml;rk yazınını temsile yetmeyeceğini de turnusol kağıdı &ouml;rneği, a&ccedil;ık&ccedil;a ortaya koymuştur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>sabrisari tarafından</title>
		<link>http://www.aralikedebiyat.com/ya%ef%bf%bdasin-edeb%ef%bf%bdyatimiz.html#comment-15</link>
		<dc:creator>sabrisari</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Sep 2006 19:40:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aralikedebiyat.com/?p=95#comment-15</guid>
		<description>galiba şimdiki d&#252;nya d&#252;zeninde, 21. y&#252;zyılda edilebilecek en mantıklı dualardan biri şudur bence: &#34;allah'ım, son nefesimde yalnız olmamayı nasip et!&#34;  insanlar kokumla değil kıpırdamayan g&#246;ğs&#252;mle anlasınlar &#246;ld&#252;ğ&#252;m&#252;. nolur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>galiba şimdiki d&uuml;nya d&uuml;zeninde, 21. y&uuml;zyılda edilebilecek en mantıklı dualardan biri şudur bence: &quot;allah&#8217;ım, son nefesimde yalnız olmamayı nasip et!&quot;  insanlar kokumla değil kıpırdamayan g&ouml;ğs&uuml;mle anlasınlar &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;m&uuml;. nolur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
