By ismail bektaşoğlu | Temmuz 1, 2006 | kategori mehmet kaplan 1 okunma

 Kaplan edebiyatımızın devlerinden biri. Devrinin edebiyatını onca eseriyle karşılamış, edebiyatımızın akademik anlamda edebiyat olmasını sağlamış bir isim. Kırklı yıllardan itibaren “Metin Tahlili“ yöntemiyle çağ edebiyatının öyle ya da böyle bir okumasını gerçekleştirmiştir. Şiir tahlilleri I ile göstermiş olduğu başarıyı belki II’de pek gösterememişse de sarf ettiği gayretle edebiyatımızda büyük bir boşluğunu doldurmuştur. Sadece edebiyat devam…

Share
By ismail bektaşoğlu | | kategori ihsan deniz 1.494 okunma


İhsan Deniz’in “ben-yaz” ekseninde kurulan “Yaz Tutulması” şiiri, ilkin, varoluşun mesele edinildiği bir şiir izlenimi veriyor. Varoluş ürpertisinin duyurulmaya çalışıldığı metin, sırasıyla, yazın gelişi, yaz yaşantısı ve gidişi şeklinde kurgulanmış. Bu kurgulama şairin zihninde, yer eden şekil kaygılarının derecesini, şair poetikasında şekle yapılan vurguyu gösterir. Şekle ait kaygıların vurgusu, sadece bu kurgudan ibaret değil. Metin dilinin çeşitli tekniklerle estetikleştirilmesi, metnin çekirdeğini besleyici imajların yaratılması şekle ait vurguyu iyice pekiştirir. Varoluş devam…

Share
By serdar akdağ | | kategori edebi pankart 1 okunma


Yakın zamanın, doksanlı yılların son kertesine gelindiğinde şahitlik ettiği siyasal kırılma dönemini her ne kadar geride bırakılan bir kısmi ana tevil etmek güç değilse de, söz konusu döneme benzer koşulların bir süreçler öbeği halinde deveran ettiğini düşünmek de taşıdığı doğruluk payıyla aynı oranda savlanabilir. Sözü edilen dönemin içine doğup bir süre soluklandıktan sonra yeniden yüzünü hayata dönme hazırlıkları yapan bir dergi Edebi Pankart.Tanıtım sayısından son sayısına kadar canlı olmanın o dipdiri heyacanını yaşayıp hissettirebilmiş bir yayın.Ali Emre, Kamran Deniz, Süleyman Ceran, Burhan Gökçe gibi isim(imza)lerin kişisel özverileriyle hayat bulduğu anlaşılan dergi “uzlet köşelerinde kalmış salon kültürünün tenha sözlerini pankartın sokağına taşıyıp kapısını açmak” gibi bir işlev (denge) de taşımıştı geçtiğimiz yıllarda. Anadolu dergiciliğinin sıklıkla sorgulandığı gündelik ve söylevsel edebiyat nutuklarına nisbet;gerçeğin, doğrunun, sahih ve doğal olanın insan olmakla kazanılan ortak bir kimlik yapısında bütünleşebileceğine inancı ve inadıyla söz sahipliği yapmış, hala üzerlerinde yansıyan getto yansımasını atamamış buna rağmen seçkinci ve bilirkişi pozlarına bürünmekten imtina etmeyen merkezilik safsatasına,snopluk ve özentiye de salt yayınlanmasıyla bile cevap teşkil ediyordu. Şiir, öykü, deneme, eleştiri gibi alanlarda yaklaşık üç yıl boyunca ürün veren dergi, kendi yazar kadrosuyla birlikte değişik dergi ve kitaplardan tanıdığımız şair ve yazarlara da kapılarını açık tutmuştu.”Düşkünlüğün, sinikliğin ve yabancılaşmanın” karşısında bir tutum geliştiren yayın, çıkış amacını da “selim bir aklın, sağlam bir yüreğin, onurun ve insan kalabilmenin” nitelikli yanlarına dokunarak özetliyordu. Önceki döneminden farklı olarak içinde bulunduğumuz şu dongun ve durağan günlerde yeniden yayınlanma aşamasına giriyor Edebi Pankart.Sivas merkezli çıkarılacak olan dergi, umulur ki sahih söze hedeflediği katkılarda yeniden bulunabilsin.

(Aralık dergisinin 17. sayısında (2004 haziran-temmuz-ağustos) yayımlanmıştır

Share
By ismail bektaşoğlu | | kategori ismet özel 1 okunma

İsmet Özel’in yayımlanan bu son kitabıyla neleri ortaya koymaya çalıştığını ironi(çünkü böyle başlamalı Özel’e) temelli göstergebilimsel bir okumayla anlatmaya çalışacağız. Gösterge ‘Henry Sen Neden Buradasın’, gösteren İ. Özel ve gösterilen, bizim olmadığımız ya da Özel’in bulunduğu yer. ‘Henry Sen Neden Buradasın’ göstergesiyle oluşan soru, bizim tarafımızdan, yani ‘orada’ olmayanlar tarafından, orada olana, yani Özel’e sorulmuş bir sorudur. Kitap, bugüne kadar yaşananın bir açıklaması şeklinde oluşturulmuş bir cevaptır. Özel kendini bir soruya muhatap olmuş bir birey olarak konumlandırır. Gösterge bu kurguyla(İ.Özel de aslında bir kurgudur.) oluşuyor. Bu yüzey anlamın ardındaki derin anlam ise, bu kitabın bir ‘ayna’ oluşu imlemesidir. Kitap, kendi görüntümüzün yansıdığı bir aynadır, akis taktirde bir kapitalizm okuması dönüşür eser. Bu da bu saatten sonra yazarın tahammül edebileceği bir şey olamaz. Artık bitmiş, kendini sonlandırmış olanın bir sağlaması gibidir Henry. İnsanlık maceramızın görüntüsünü bize yansıtan, nesli tükenmiş ve hala var olan olarak karşımıza çıkan İ. Özel göstereni , içinde bulunduğu şartların fotoğrafı çekilmiş ‘biz’ göstereniyle örtüşür. Onun bulunduğu yer bizim bulunmadığımız yerdir çünkü. Özel’in kendi deyişiyle kitap, “Neresiymiş şair-komünist-Müslüman’ın bulunduğu yer? Neden onun davetine hiç kimse- bir kişi bile- icabet etmemiş? Bu davete müstağni kalanların mevkileri şimdi neresiymiş?” sorularının cevabıdır. Farklı cevapları içerdiği sanılan halbuki aynı cevapları içeren, dolayısıyla aynı olup farklı görünen ayrı ayrı soruların cevabını bulabileceğimiz bir kitap Henry. Bu kitap bağlamında Özel için son olarak şu söylenebilir: Ya da öldüğünü varsayabileceğimiz İ. Özel’in ardından okunacak bir dua kitabı. Yaşasın Roma, yaşasın İmparator!

(Aralık dergisinin 17. sayısında (2004 haziran-temmuz-ağustos) yayımlanmıştır

Share
By serdar akdağ | | kategori mehmet kaplan 12.795 okunma


Tanzimatın eşiğinde tomurcuklanan kültürel değişme daha sonraları siyasal, sosyal ve devlet erkinde ortaya çıkan kırılma hareketleriyle palazlanma sürecine girmişti.Henüz miadını tamamlamamış ve çok daha mündemiç açılımlarla dallanıp budaklanmış kültürel köksüzlük ve kaos ortamı, değişik yabancılaşma, farklılaşma vasıta ve yaklaşımlarıyla gündelik hayatın tastamam orta yerinde arz-ı endam etmeye devam ediyor.Kıymetler sisteminin eni konu sarsıldığı, birleştirici noktalarda odaklanacak yerde, yeni ve yapay ayrışma nedenlerinin sürekli bir dayatışla devam…

Share

  Kertenkele dergisi kurucularından Muhammet Esat Eroğlu 23 Mayıs 2006 sabahı 07.30 sıralarında kendi kullandığı özel aracı ile elim bir trafik kazası sonucu İstanbul’da vefat etti. 1975 Trabzon doğumlu ve KTÜ. Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü mezunu olan Eroğlu özel bir dershanede çalışıyordu. Yayınına bir süre ara verdikleri Kertenkele dergisini arkadaşları ile yeniden çıkarmaya başlayan Muhammet Esat Eroğlu aynı zamanda Yedi İklim, Düşçınarı, KitapHaber ve MerdivenŞiir gibi dergilerde de yazı ve şiirlerini yayınlamıştı. 24 Mayıs günü ikindi vakti şair ve yazar arkadaşlarının da katıldığı cenaze töreni ile Trabzon / Arsin’deki köyüne defnedilen şaire Allah’tan rahmet diliyoruz. “ yabanın gidip gelmesi bulandırır üstündeki tülü hayal ediyorum yaşadığımız gerçeğin gereğini ey tablet duygusu esenlik dindiren zengin acı kovulduğun yerden erinçle salındı yüzün üstümde parşömenin dudakları filida’nın şermin’in birikiyor şehir buzulları arasında yalpalanarak sıtmanın kalıyor teatraları bulan zazalar haber alınamayarak yüksek burçlar inşa etti havva adım atan yangın yerinde konuk kimdir üç aşırı adamdan başka; musa turhan, zekeriya ertürk, hasan tahsin …………” Muhammet Esat Eroğlu. İçi Ruh Dolu Bir Çarşı-III. Kertenkele dergisi. Mayıs-Temmuz 2006. Sayı 10

Share
By admin | Mayıs 2, 2006 | kategori kertenkele 1 okunma

önsöz ve içsöz’üne, merhaba babında bir ilksöz olarak kertenkele edebiyat ve düşünce dergisi şunları söylüyor; atılan adımların ilkinden başlayarak bir içdökümü yapmak, derginin tarih cetvelini ortaya koymak adına çeteleleri nasıl tuttuğumuzun bilgisini verecektir. ilk altı sayısıyla trabzon ve ordu’da soluk alan kertenkele, bu dönemde gençliğin ve dinamikliğin vermiş olduğu kıvraklıkla oldukça hızlı bir yol alış yaşadı. tanpınar’ın da dikkatle üzerinde durduğu amatör ruhun can verdiği ilk altı sayı belki de küllenmiş olan dergi tarihinde bir kor olma özelliğini yaşattı. profesyonel olmak detayları gözden kaçırtıyor insanoğluna yani artık taşlar yerine oturuyor ve sarsıntılar için oturup devam…

Share
By hayati s. aycicek | Mart 31, 2006 | kategori Kategorilenmemiş 1 okunma


Batılılaşma virüsünün yarımada sınırlarının dışına taştığı zamanlarda, başşehrimizde, peydahlanmış olmalı bu söylem: Bizde eleştiri yok. Başlangıçta niyet iyi kabul edilse bile sonrası malûm bu hikâyenin. ‘Hiç mi?’ diye soran çıkmaz meselâ. ‘Hiç mi?” diye bir soruyu sorudan saymak dâhi kâbil değilken hatta. devam…

Share
By vedat eğilmez | Mart 19, 2006 | kategori Kategorilenmemiş 1 okunma

Vedat Eğilmez

Gerçekte, eğitimimizi mahvetmeyi hedef alan, görünüşte ise onu kurtaracak yegâne formülmüş gibi algılanan bir takım boş inançlara sahibiz Türk toplumu olarak. Bunların nereden ithal edildikleri ve amaçlarının neler oldukları ayrıca araştırılması gereken birer konu olduğundan burada bahis konusu etmeyeceğim. Bu yazıda bu inançların neden batıl oldukları üzerine düşüncelerimi söyleyeceğim sadece. Bilmek, her hangi bir konuda etraflıca malumat sahibi olmak demektir. Bilgileri hafızanızda tuttuğunuz zaman o konuyu biliyorsunuz demektir. Eğer unutursanız o konuyu bilmediğiniz zamana geri dönersiniz. Demek ki bilgilenmek, malumat toplamak ve onları hafızada saklamakla mümkün olan bir süreç. Ezberci eğitime karşı olmak bu anlamda eğitimimizi törpüler inancındayım. Malumat edinme ve onları akılda tutmaya karşı olmak bir eğitimci olarak yaptığım işi inkar etmem anlamına gelir. Karşılığında yüceltmemiz beklenilen değer ise; yorum. Birbirlerini yok eden iki kavrammış gibi sunulur dikkat ederseniz her dile getirildiğinde. Bir bilgiyi ezberlediğinizde ilişkili konularda yorum yapma yeteneğimi kaybediyorum, kim diyebilir merak ediyorum. Ezberimde olduğu için düşünemem sadece olduğu gibi söylerim, çok ezber yaptığım için artık yorum yapma yetim yok, gibi sözler hiçte savunulacak kadar mantıklı görünmüyorlar bana açıkçası. Hafızanız ne kadar güçlüyse, yorumunuz da o kadar kısır olur düşüncesine inanmak, bence, at nalının uğur getireceğine inanmaktan daha mantıklı değil. İkinci değerlendireceğim boş inanç ise hızlı okumanın çok faydalı bir şey olduğu kanısıdır. Bu inancın ezber konusundaki inançla ayni türden olduğunu, hatta aynı memleketten ihraç edilmiş kardeş düşünceler olduğu belli. Ezber yoksa yavaş ve dikkatli okumanın da bir anlamı yok, değil mi. Kendisine has birtakım tekniklerle okunan metnin neyden bahsettiğini anlayacak kadar fikir edinme, bir takım intibalarla kısa süre sonra yazıdan doğrulma okumak demek değildir. Bir yazıdan alabileceğimiz bir sürü nimet varken bunlardan sadece konusunun ne olduğuna talip olmak, her hangi bir mesele hakkında bilgi sahibi olmak gibi bir külfet altına girmektense sadece haberdar olmak gibi bir kolaylığı seçmek elbette Osmanlı’yı da yıkar Amerika’yı da. Hızlı okuma tekniklerini kullanarak okuduğumuz bir metinde göz ardı ettiğimiz hususlara batkımızda şunları görürüz: edebi nitelik yani sanat, yazarının aktarmaya çalıştığı duygu ve duyuş, düşünme üslubu ve ifade çeşitliliği. Bunlardan hangisi feda edilmeye değer sizce? İhraç edildiği yerlerde sadece okumaya pek vakti olmayan, gazete haberleri gibi anlaşılma açısından değersiz metinleri okumada politikacılarından ve ajanlarından yüz bulan teknikleri fuzuli itibarla onurlandırmak öyle zannediyorum ki yalnız bize ait bir özellik.

Share
Toplam 27 sayfa, 26. sayfa gösteriliyor.« İlk...1020...2324252627